Kur'an, Allah'ın gönderdiği saf ve değişmez bir dindir. Ancak tarih boyunca insanlar, bu ilahi mesajı kendi çıkarlarına göre değiştirmiş, saptırmış ve ona farklı anlamlar yükleyerek asıl özünden uzaklaştırmıştır. Resulullah (s.a.v.), sadece vahyi insanlara ulaştıran ve uygulamalı olarak gösteren bir elçiydi. Ancak Resul'ün ardından, özellikle Emeviler dönemiyle birlikte, İslam’a yabancı unsurlar eklenmeye başlamış, gelenekler, sultanların istekleri ve alimlerin kişisel yorumları dinin kaynağı haline getirilmiştir. Bu süreç, Hristiyanlıktaki teslis anlayışından bile daha karmaşık ve çok kaynaklı bir din oluşturmuş, Allah’ın tek hak dini olan İslam yerine, hükümdarların ve onların desteklediği alimlerin ürettiği bir sistem ortaya çıkmıştır.
Hakka Suresi 44-47. ayetler ışığında Resul’ün rolü, İslam’ın nasıl tahrif edildiği ve günümüzde İslam’ın özüne dönüşün neden hayati olduğu ele alınacaktır.
1. Hakka Suresi 44-47. Ayetler ve Resul’ün Konumu
Hakka Suresi 44-47. ayetlerinde Allah şöyle buyurur:
"Eğer (Peygamber) Bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kudretimizle yakalardık, sonra da onun şah damarını koparırdık. Hiçbiriniz de ona engel olamazdınız." (Hakka/44-47)
Bu ayetler, Resul'ün kendi görüşlerinden bağımsız olarak yalnızca Allah’tan gelen vahyi insanlara ulaştırdığını ve bu konuda herhangi bir değişiklik yapamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Eğer Resul kendi düşüncelerini dinin kaynağı haline getirseydi, Allah tarafından en sert şekilde cezalandırılacağı belirtilmektedir. Bu, İslam’ın sadece Allah’ın vahyi ile şekillenen bir din olduğunu ve Resul'ün bile buna müdahale edemeyeceğini açıkça gösterir.
Ancak tarih boyunca, İslam toplumları Resul’ü ilahi bir otoritenin ötesine taşımış, onun sözlerini mutlak ve bağlayıcı bir kaynak olarak kabul etmiş, hatta ona atfedilen birçok sahte rivayetle dinin özüne zarar vermiştir.
2. Resul'den Sonra Dinin Bozulma Süreci
Resulullah’ın vefatının ardından, İslam toplumunda bir iktidar mücadelesi başlamış ve zaman içinde dini yorumlayan otoriteler, halkı yönetebilmek için dine yeni kurallar eklemeye başlamıştır. Özellikle Emeviler döneminde, siyasi otoritenin meşruiyet kazanması için dinin içeriği değiştirilmeye başlanmıştır. İşte bu süreçte ortaya çıkan bazı bozulmalar:
a) Sultanların Emrinde Bir Din
Emeviler, kendi saltanatlarını dini bir meşruiyete dayandırmak için, alimleri kullanarak "Allah’ın yeryüzündeki gölgesi" anlayışını yaymışlardır. Bu anlayış, sultanların sözünü mutlak otorite haline getirerek İslam’ın adalet, özgürlük ve eşitlik ilkelerini yok etmiştir.
b) Hadislerin Manipülasyonu ve Dinin Kaynağının Çoğaltılması
Hadisler, İslam’ın anlaşılmasında önemli bir yere sahiptir ancak Resul'den yüzyıllar sonra yazıya dökülmüştür. Bu süreçte siyasi ve ideolojik çıkarlar doğrultusunda binlerce sahte hadis üretilmiş, bunlar dinin temel kaynağı gibi kabul edilmiştir. Oysa Kur’an, Resul’ün sadece vahyi iletmekle görevli olduğunu ve dinin tek kaynağının Allah’ın kelamı olduğunu bildirir.
c) Mezhepler ve Fıkıh Ekolleri ile Dinin Hiyerarşik Hale Getirilmesi
Zamanla, çeşitli mezhepler ve fıkıh ekolleri oluşturularak din, belli grupların tekelinde şekillenmeye başlamıştır. İmamlar, şeyhler ve din adamları, halkın dini anlamasına aracılık eden kişiler haline gelmiş ve din, bir ruhban sınıfının yönetiminde bir kurallar bütünü haline gelmiştir. Oysa Kur’an, herkesin doğrudan Allah’ın vahyine ulaşabileceğini ve dinin aracılar olmadan yaşanması gerektiğini bildirir.
3. Günümüzde Dinin Bozulmuş Yapısı
Bugün İslam dünyasına baktığımızda, Kur’an merkezli bir din anlayışının yerini, geleneklerin ve siyasi çıkarların belirlediği bir dinin aldığını görmekteyiz. Dinin içeriği, sadece bireysel ibadetlere indirgenmiş, adalet, özgürlük, eşitlik gibi temel kavramlar göz ardı edilmiştir. Sultanların, emirlerin, şeyhlerin oluşturduğu bir otorite, halkın din anlayışını şekillendirmiş ve dini, sorgulanamaz bir dogma haline getirmiştir.
a) İbadet Merkezli, Sosyal İçeriği Boşaltılmış Bir Din
Kur’an, dinin sadece namaz, oruç ve hac gibi bireysel ibadetlerden ibaret olmadığını, toplumsal adalet, ahlak ve eşitliğin de temel ilkeler olduğunu bildirir. Ancak zaman içinde, din sadece bireysel ibadetlerle sınırlandırılmış, sosyal adalet gibi kavramlar göz ardı edilmiştir.
b) Uydurulmuş Dini İnançlar
Kur’an’da olmayan birçok kavram, zamanla dine eklenmiş ve bunlar sorgulanamaz hale getirilmiştir. Örneğin:
Kabir azabı gibi unsurlar
Mucizevi tarikat şeyhleri
Türbelerden medet umma Bu tür inanışlar, İslam’ın saf tevhid inancından uzaklaşmasına neden olmuştur.
4. Kur’an’a Dönüş-Gerçek İslam’ı Anlamak
Gerçek İslam’a ulaşmak için yapılması gereken, Resulullah’ın misyonunu doğru anlamak ve yalnızca Kur’an’ı rehber edinmektir. Allah, dinin tek kaynağının vahiy olduğunu ve insanların buna doğrudan ulaşabileceğini belirtmiştir:
“Bu, (Allah tarafından) indirilmiş bir kitaptır. Onda şüphe yoktur. O, müttakiler için bir rehberdir.” (Bakara/ 2)
Bu anlayışa geri dönmek, İslam’ın özünü yeniden keşfetmek ve dini yöneten sınıfların manipülasyonlarından kurtulmak için gereklidir.
İslam, tarih boyunca çeşitli siyasi ve ideolojik manipülasyonlarla tahrif edilmiştir. Hakka Suresi 44-47. ayetler, Resul'ün yalnızca vahyi ileten bir elçi olduğunu ve dinin tek kaynağının Allah’ın kelamı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak tarih boyunca sultanlar, alimler ve mezhep liderleri, dini kendi çıkarlarına göre şekillendirerek İslam’ın özünü bozmuştur. Bugün yapılması gereken, Resul'ün getirdiği saf tevhid inancına geri dönmek ve dini, Allah’ın vahyine dayanarak anlamaktır.
Erol Kekeç/06.03.2025/Sancaktepe/İST

