Birçok insan, dinin sade yaşamayı ve paylaşmayı öğütleyen ilkelerini yüksek sesle dile getirirken, kendileri lüks içinde yaşamayı tercih ederler. Örneğin, "dünya malı geçicidir" diyerek insanlara az ile yetinmeyi tavsiye eden birçok kişi, en pahalı arabalara biner, en lüks evlerde yaşar ve servet biriktirmekten asla geri durmaz. Bu durum, dini değerlerin gerçekten içselleştirilmediğini, aksine sadece bir araç olarak kullanıldığını gözler önüne serer.
Özellikle günümüzde dini liderler ve cemaat önderleri arasında sıkça rastlanan bu ikiyüzlülük, toplumda büyük bir güven kaybına yol açmaktadır. İnsanlara sabrı, kanaatkârlığı ve mütevazılığı öğütleyen pek çok kişi, kendisi için en iyi imkânları sağlamak adına hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır. Örneğin, lüks içinde yaşayan bir vaizin "az ile yetinmek" üzerine verdiği vaaz, inandırıcılığını yitirir. Bu tür örnekler, dinin özünden sapmasına ve insanların dini değerlere olan güveninin sarsılmasına neden olmaktadır.
Bir hırka bir lokma felsefesine gerçekten inanan ve bunu hayatına geçiren bireyler elbette vardır. Ancak toplumsal düzeyde bu anlayışın genellikle söylemde kaldığı ve pratiğe yansımadığı görülmektedir. Bugün birçok insan, zenginliğe ulaşmanın yollarını ararken aynı zamanda fakirliği yücelten söylemler kullanmaktadır. Bu tutarsızlık, toplumsal adaletsizlikleri ve ahlaki bozulmaları daha da derinleştirmektedir.
Bir başka örnek ise hayır işlerinde ve bağış kampanyalarında kendini gösterir. İnsanlar, yardım yaparken bunu gösterişli törenlerle ve reklamlarla duyurmayı tercih ederler. Oysa İslam dininde, yapılan iyiliğin gizli tutulması gerektiği sıkça vurgulanır. Ancak günümüz toplumunda hayır işlerinin bile bir prestij aracına dönüştüğünü görmekteyiz. Birçok kişi, yardım yaptığı insanların fotoğraflarını sosyal medyada paylaşarak kendi imajını güçlendirmeye çalışmaktadır. Bu tür gösterişli yardımlar, samimiyetini kaybetmekte ve gerçek anlamda ihtiyaç sahiplerine ulaşmak yerine, yardım eden kişinin statüsünü yükseltmek için bir araç haline gelmektedir.
Özetle, "Bir hırka bir lokma" anlayışının, toplumda söylemde kaldığını ve çoğu insanın pratikte bunun tam tersini yaşadığını söylemek mümkündür. Dinî değerlerin içi boşaltılmış, ahlaki yozlaşma derinleşmiş ve toplumda güven krizi baş göstermiştir. Gerçek manada sade ve erdemli bir yaşam sürdürmek yerine, dini söylemler bir maske olarak kullanılmakta ve bireylerin kendi çıkarlarına hizmet eden bir araca dönüşmektedir. Toplum olarak bu ikiyüzlülüğü sorgulamalı ve gerçekten inanılan değerleri hayata geçirmeye çalışmalıyız.
Erol Kekeç/07.02.2025/Sancaktepe/İST

