27 Ocak 2025 Pazartesi

Sobanın Sıcağında Çocukluk Yaraları

 


Yıl 1974. Dışarıda çamurla oynadığımız bir gün, akşam eve döndüm. Tıpkı bu fotoğrafta gördüğünüz çocuk gibi, üstüm başım perişan, elim ayağım çamur içindeydi. Sobada bir çaydanlık su kaynıyordu. Annem, kendisi rahatsız ve hamile olduğundan yerinden kalkamıyor, abimle ablama beni temizlemelerini söyledi. “Sakın o çamurlarla içeri girmesin,” dedi ama çocuk aklıyla ne kadar dikkat edebilirdim ki? Ev de zaten bu fotoğraftaki manzaradan çok farklı değildi; biraz daha temiz, ama yoksulluk her köşesine sinmişti.

Abim ve ablam yerlerinden kalkıp suyu almayınca ben kendim almak zorunda kaldım. Kaynar suyu çaydanlıktan dikkatle aldım ve lavabonun bulunduğu eşiğe doğru yürümeye başladım. Fakat çocuk işte, yere basışım dikkatsiz, adımım kaygan. Bir anda kaydım ve elimdeki kaynar su sağ omzumdan koluma kadar döküldü. Bir çığlık attım; bu, tarifi mümkün olmayan bir acıydı. Omzumdan koluma kadar derim suyla birlikte kavrulmuş, kazak boğazımdan sıyrılırken deriyle birlikte parçalanmıştı.

Babam bir koşuşta geldi. Önümdeki yün kazağı parçalayarak çıkardı ama o kazakla birlikte deriler de şerit şerit soyuldu. Annem, yerinden kalkamayışını unutmuş gibi, hem çığlıklarıma hem de bu duruma ağlıyordu. “Ne yaptınız bu çocuğa?” diye haykırıyordu. O an, acının tarifini yapacak kelime bulamazdım. Koluma dokunuldukça yanıyor, tek istediğim şey sürekli olarak üfürülmesiydi. Sanki o üfürmeler ateşimi biraz olsun dindiriyordu.

O gece, acıdan şaşkın bir hâlde saatlerce inledim. Komşular birer birer eve doluştu. Kimi “Zeytinyağı sürelim,” dedi, kimi “Bal iyi gelir.” Herkes bir tavsiye veriyor, ama hiçbiri acımı dindirmiyordu. Yoksulluğun öyle bir yüzü vardı ki, doktora gitmek kimsenin aklına bile gelmiyordu. Evdeki kıt imkanlarla şifa bulmaya çalışılırdı. Annem dualarla şifalar dilerken, babam bana “İnşallah bahar gelince Allah'ın ilacıyla iyileşeceksin,” dedi.

O söz beni umutla doldurdu. Bahar benim için yeniden hayat bulacağımın işareti olmuştu. Kış boyu yatakta yattım. Herkesin önerdiği şeyler birer birer denendi; zeytinyağı, yoğurt, hatta özenle hazırlanan ev yapımı karışımlar. Ama kolumdaki yanık izleri, yaranın iyileşmesi yerine çok daha derin bir yara oluşturmuştu. O yıllarda yanıklar için doktora gitmek gibi bir şey düşünülmez, her şey evde çözülmeye çalışılırdı.

Sonunda bahar geldi. Ve ben baharla birlikte canlandım. Dışarıya çıkabilmek benim için ikinci bir hayat gibi olmuştu. O ilk adımı attığımda sanki özgür bir kuş gibi hissettim kendimi. Gökyüzüne bakıp derin bir nefes aldım ve “İşte Allah’ın ilacı bu,” dedim kendi kendime.

Bu acı dolu olay, bana hayatım boyunca unutamayacağım bir ders verdi. Artık kendi işimi kendim yapma alışkanlığı edindim. Hiçbir zaman kendi sorumluluklarımı başkalarına bırakmayı sevmedim. O günün hatırası hep çocukluğumun bir damgası gibi kaldı. Toprağın çamuru nasıl kolay çıkmazsa, benim hayattaki çilem de kolay kolay tükenmezdi.

Ve şimdi, bu fotoğrafa bakıyorum. O soba başında elini ısıtan çocuk, tıpkı benim çocukluğum gibi. Fakirliğin o çiğer burkan yanını, sobadaki çaydanlıktan yükseldiğini hisseder gibi oluyorum. Ama yine de çocukların içindeki o saf ve temiz umut, ısınıyor bu anılardan. Çocukluğumu yeniden yaşıyorum; hem acıyla hem de buruk bir tebessümle…

Erol Kekeç/27.01.2025/Sancaktepe/İST

24 Ocak 2025 Cuma

Toplumsal İfsat ve İsra Suresi 16. Ayet Bağlamında Değerler Analizi

 

"Biz bir memleketi helak etmek istediğimiz zaman, onun şımarık elebaşlarına buyruklarımızı göndeririz. Ama onlar orada yoldan çıkarlar. Böylece o memleket üzerine azap hükmü hak olur ve biz de orayı yerle bir ederiz." ( İsra:17/16)

Bu ayet, bir toplumun helake doğru gidişinin sosyal, ekonomik ve ahlaki boyutlarını çarpıcı bir şekilde özetler. Şımarık elebaşların, yani toplumun zengin, etkili ve önderlik pozisyonundaki kişilerinin, toplumdaki yozlaşmayı tetikleyen bir rol oynadığına dikkat çekilmektedir. Bu durum, günümüz şartlarında da rahatlıkla gözlemlenebilir. Örneğin, emeksiz kazanç peşinde koşan bireyler ve gruplar, devasa servetler biriktirirken toplumun geniş kesimlerini yoksulluk ve çaresizliğe sürüklemektedir. Ayrıca, medya ve eğlence sektörü aracılığıyla lüks yaşam tarzlarının teşvik edilmesi, tüketim kültürünün yaygınlaşmasına neden olmuş ve ahlaki değerlerin erozyonunu hızlandırmıştır. Bu süreçte, kamu kaynaklarının adaletsiz dağıtımı, halkın devlete olan güvenini de ciddi şekilde sarsmıştır.

Toplumdaki İfsadın Unsurları

  1. Ekonomik Adaletsizlik ve Emeksiz Kazanç: Kapitalist düzende, servet az sayıdaki insanın elinde yoğunlaşmaktadır. Bu bireyler, genellikle emeğin karşılığını almaktan uzak bir biçimde, spekülasyon, yolsuzluk ve rant temelli sistemlerle servet biriktirir. Örneğin, modern dünyada emlak balonları, banka manipülasyonları ve vergi kaçırma gibi sistematik sorunlar, bu eşitsizliği körüklemektedir. Küresel ekonomik krizler sırasında milyarlarca insan işini kaybederken, zenginlerin servetlerini katladığı açıkça görülmüştür. Kur'an bu durumu şu ayetle kınar:

    "Ta ki, mallarınız sadece zenginler arasında dönüp duran bir servet olmasın." (Haşr:59/7) Bu ayet, günümüzde gelir uçurumunun ve ekonomik eşitsizliklerin açık bir eleştirisi olarak değerlendirilebilir. Örneğin, dünyadaki en zengin %1’lik kesim, küresel servetin neredeyse %50’sine sahipken, geri kalan büyük çoğunluk kaynakların sınırlı bir kısmıyla hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. İstatistiklere göre, dünya nüfusunun yarısı, günde 5.50 doların altında bir gelirle yaşamaktadır. Böylesi bir eşitsizlik, toplumsal huzursuzluğu tetikleyen temel unsurlardan biridir. Kur'an'ın bu uyarısı, servetin daha adil bir şekilde dağıtılmasının ne denli önemli olduğunu gözler önüne sermektedir.

    Zenginlerin çıkarına hizmet eden bu sistem, toplumun geri kalanını fakirlik ve mahrumiyete sürükler.

  2. Tüketim Toplumu ve Ahlaki Erozyon: Kapitalist düzenin bir sonucu olarak, insanlar ihtiyaçtan çok arzularını tatmin etmeye yöneltilir. Tüketim üzerine kurulu bu sistem, insanlarda doyumsuzluk ve şükürsüzlük hissi uyandırır. Bu durum, Furkan Suresi'nde şu şekilde ifade edilir:

    "Heva ve hevesini ilah edinen kimseyi gördün mü?" (Furkan:25/43)

    Tüm hayatını zevk ve eğlenceye adayan bireyler, manevi değerlerden kopar ve sadece kendi çıkarlarına hizmet eden bir anlayışı benimser.

  3. Adaletin ve Ehliyetin Yok Edilmesi: Adaletin tesisi, bir toplumun ayakta kalmasının temel unsurudur. Ancak adaletin yerini kayırmacılık, liyakatsizlik ve şahsi çıkarlar aldığında, toplum içinden çökmeye başlar. Maide Suresi'nde şu uyarıda bulunulur:

    "Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhine de olsa, Allah için adaleti ayakta tutan kimseler olun." (Maide:5/8)

    Adaletin terk edilmesi, toplumun özündeki huzur ve birlik ruhunu yok eder.

İfsadın Sebepleri

  1. Nefsin Putlaşması: Toplumun bireyleri, kendi arzularını ve çıkarlarını ilahlaştırdığında, toplumsal ıslah yerine bireysel tatmin ön planda tutulur. Bu, ahlaki yozlaşmanın ve toplumsal çöküşün başlangıcıdır.

  2. Şükürsüzlük ve Kanaatsizlik: Bolluk ve refah içinde yaşayan insanlar, zamanla Allah'ın nimetlerini unutup kendilerini nimetlerin kaynağı olarak görmeye başlar. Bu durum Neml Suresi'nde şu şekilde vurgulanır:

    "İnsanların çoğu şükretmez." (Neml:27/73)

  3. Eğitim ve Bilincin Eksikliği: Bilinçli bireylerin yetişmediği, eğitimin niteliksizleştiği toplumlar, ahlaki ve sosyal yozlaşmaya daha açık hale gelir. Allah bu duruma şu uyarıyı yapar:

    "Gözler kör olmaz, ancak göğsün içindeki kalpler kör olur." (Hacc:22/46)

Helak Kaçınılmaz Hale Geldiğinde Ne Olur?

İsra Suresi 16. ayet, şımarık liderlerin ve ahlaksız sistemlerin toplum üzerindeki yıkıcı etkisini ortaya koyar. Bu noktaya gelmiş bir toplum, tıpkı Lut kavmi, Semud kavmi ve Nuh kavmi gibi, kendi sonunu hazırlamıştır. Allah, ıslahın mümkün olmadığı bu topluluklara helakı reva görür.

"Onlar zulmettiği zaman hepsini helak ettik ve onlardan sonra başka bir toplumu var ettik." (Enbiya:21/11)

İnsanlık, helakten kurtuluş için Allah'ın yoluna dönmeli, adaleti ve ahlaki değerleri yeniden inşa etmelidir. Aksi halde, bu ayetlerdeki uyarıların tekrarlanmasının kaçınılmaz olduğu açıktır.

Toplumdaki yozlaşmanın kökeninde ahlak, ekonomik ve liderlik erozyonu yatmaktadır. Kur'an'ın uyarıları, bu bozulmanın önüne geçmenin yegâne yolunun tevhidi değerlere dönmek ve adalet ölçülerini benimsemek olduğunu ortaya koyar. Allah'ın rahmeti ve kurtuluşu, yozlaşmış liderlere ve sistemlere değil, onu düzeltmeye çalışanlara yakındır.

Erol Kekeç/24.01.2025/Namazgah/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...